Sepet Nakliyat


25

Bir süre önce neşemi kaybettim. Tam olarak nerede düşürdüm onu bilemiyorum. Fazla uzakta olamaz. Yakınlarımda bir yerlerdedir. Fotoğrafların, eski defterlerin olduğu bir kutum var. Orada olabilir mesela. Belki canı saklanmak istemiştir. Orada değilse bile bakacağım bir fotoğraf karesi hafızamı canlandırabilir ve onu tekrar bulabilirim.

Çalışma odama gittim. Hatıralarımın saklı olduğu kutunun olduğu dolabın önüne çöktüm. Her şeye en baştan başladım: Çocukluğumdan. Çünkü neşem orada doğmuştu. Geçmişe gittim, izliyorum

Sarı Çocuk aşağıdan bağırdı: “Anneeeeee! Su!” Kadın, boş kola şişesine su koyup sepeti aşağıya salladı. Oğlan suyu içti. Boşalan kola şişesinin ağzını kapatıp şişeyi top gibi tekmeledi. Şişe, top oldu. Arkadaşının bacak arasından geçip havalandırma borusundan kapıcının kaldığı dairenin içine girdi. Kapıcı Yasin bağırdı: Şimdi sıçacam canınıza. Sarı oğlan küfrü duyunca keyfe geldi. Bir gülme tutturdu.Peşinden Yasin’in duyabileceği bir tonda, sesini inceltip havalandırmaya doğru bağırdı: Goool!!

Sarı Çocuk’la arkadaşı, Yasin’den dayak yememek için hemen sokaktan uzaklaştı. Yasin’i kızdırmayı seviyorlardı ama eline düşerlerse de süpürgenin sapını yemeleri pek hoş olmuyordu. Yasin, onları sinirlendiği anlarda yakalayamıyordu. Çünkü çocuklar o zamanlar tetikte olduklarından hemen ortamı terk edebiliyorlardı. Yasin, onları en hazırlıksız oldukları zamanlarda yakalıyordu. Mesela, masum masum sokakta oturduklarında enselerine aniden güçlü bir şaplak indiriyordu. İntikamı ılık yiyordu Yasin. Şimdi, kaldığı yerden çıkana kadar Sarı Çocuk’la arkadaşı sokağın karşısındaki yolda kalan parka gitmişlerdi. Kayağın tepesine oturmuş sokaklarındaki şamatayı izlemek için bekliyorlardı.

Yasin, delirmiş bir halde sokaktaydı şimdi. Elinde uzun saplı çalı süpürgesi de vardı. O sırada Sarı Çocuk’un kız kardeşi Makarna Kız, belinden düşen pantolonunu çekiştire çekiştire aşağıda volta atıp, Kırmızı Kız arkadaşını bekliyordu. Sinirliydi Makarna Kız. Sinirli olması için hiçbir sebep yoktu. Onun yaratılışı öyleydi. Yasin onu görünce kola şişesini atanın o olmadığını bildi. Öyledir diye düşündü yani. Hem o atsa bile şimdi gidip ona bir şey diyemezdi. Bu çocuk onu anasından doğduğuna, ta Muş’tan gelip de buralarda para kazanmaya çalıştığına pişman ederdi. Yasin, hayatını gözden geçirirken Makarna Kız, Yasin’e bakıp hayırdır gibisinden ağız göz oynatınca Yasin “Yok bir şey” diyip geldiği gibi gitti. “Bütün bunlar o sarı piçin işleri” diyordu. “O atıyor hep çöplerini havalandırmaya.” O sırada Sarı Çocuk, arkadaşıyla kayağın tepesinden ablasıyla Yasin’in muhabbetini izleyip kikir kikir gülüyordu. Şimdi stadın oraya inip başkalarına sataşacaklardı. Yoğun bir gün onları bekliyordu.

Makarna Kız, Yasin’e sinir oldu. Zaten sinirliydi de şimdi sinirini Yasin’e yöneltmişti. Tıslayıp duruyordu. Aslında arkadaşının hâlâ aşağıya inmemesine sinirlenecekti ama Yasin ortaya çıkınca Yasin’e sinirlenmiş oldu. Sonra bekleyişi sürdükçe sinirinin asıl odak noktasını hatırlayıp yukarıya doğru bağırdı: Annnneeeeeee! Anneeeee! Evden para almamıştı. On iki yaşında, delikanlı bir kız olarak semtte parasız gezecek hali yoktu. Hem onun koruması altında, aldığı abur cuburdan sebeplenecek taife de vardı. Madara olamazdı kimseye. İyice celallenip bir daha bağırdı: Anneeeee!

Zilleri bozuktu. Bozuk değildi de aslında. Sürekli çalmasından dolayı evin büyük çocuğu Ergen Kız zilin telini kesmişti. kardeşleri insanın ağız tadıyla sessizce hayallere dalmasına izin vermiyordu. İstekleri bitmiyordu veletlerin. Zilin tellerini kesmesi daha da beter olmuştu. Bütün gün aşağıdan bağırıyorlardı. Bütün sokağı ayağa kaldırıyorlardı. Kadın balkona çıktı. Makarna Kız, eliyle para işareti yapıverdi. Kadın sepete kızın günlük abur cubur parasını koydu. Sepeti aşağıya salacakken içeriden Bebek’in ağlama sesi geldi. Panikle sepeti yavaşça değil de aniden pat diye aşağıya indirince Makarna Kız bu işi hiç sevmedi. Annesine ters ters baktı ama “raconda anaya terslik olmaz” diye bir şey demedi. Semt onu bekliyordu. Kırmızı arkadaşı da gelmişti. Kırmızı Kız, Makarna Kız’dan özür diledi. Makarna Kız hiçbir şey demedi. Dimdik yürüyerek ve belinden düşen pantolonunu yukarı çekerek yoluna gitti. Kırmızı Kız mahalleye yeni taşınan tiplerin şeceresi ile ilgili bilgi geçiyordu.

Kadın, balkondan aceleyle içeri girdi. Koltuğun üzerinde ağlayan altı aylık Bebek’i kucağına alıp sakinleştirirken içeriden gelen müzik sesini kısması için kızına seslendi. Ergen Kız, bangır bangır bir şeyler dinliyordu ve annesini kesinlikle duymuyordu. Kadın, kucağında bebekle kızın tepindiği odaya gitti. Kız, bu ecnebi müziklerinden ne anlıyordu? “Walkman”i yok muydu ha? Sesi kıstı.

Kadın şimdi elinde Bebek, biraz sakinleşebilirdi. Salona gitti. Bir süre Bebek’i emzirdi. Düşünüyordu. Onun düşünceleri her kadınınkiler gibi…şahsına münhasır. Kadın, geçmişte bir tur atıp geleceğe şöyle göz ucuyla bakarken kısa bir zaman geçti. Dışarıdan gelen ıslıkla irkildi. Bu ıslık kocasına aitti. Adamın ıslığını duyunca Bebek’i koltuğa bırakıp hemen balkona gitti. Adam “Sepeti sal” dedi. Kadın sepeti aşağıya salladı. Adam sepete bir küçük karton çanta koydu. Eliyle kadını işaret edip “Senin bu!” dedi ve yoluna devam etti. Üstü başı makine yağı içindeydi adamın. Gündüz vakti o halde eve çıkmazdı, hem eve çıksa sürprizin pek bir esprisi de kalmazdı. Kadın, sepeti hızla yukarı çekti. Karton çantadaki paketi görünce çok mutlu oldu. Adam ona güzel bir hediye almıştı. “Sepeti sal” diyorsa bir öğle zamanı, bu bir sürpriz içindir. Evdekiler de bunu bilirdi.

Ergen Kız’ın “walkman”inin pili bitmişti. Para istemek için salona gittiğinde önce annesinin yüzündeki ışıltıyı sonra da kadının ellerindeki takı kutusunu gördü.

“Sepetten mi geldi” dedi, babasının ıslığını duymuştu. Gülüştüler.

Görüntü soluyor. Şimdi elimde bir evlilik cüzdanıyla çalışma odamda yerde oturuyorum…annemle babamın evlilik cüzdanıyla. Zihnim bu evlilikle alakalı neşeli görüntüleri sıralıyor. Fakat yiten zaman şimdi bana sadece hüzün veriyor. Sanki bir daha neşemi bulmak mümkün değilmiş gibi.

Bu evlilik cüzdanı, eşyalara, kağıtlara pek de sarılmayan ailemden yadigar olarak bende, fotoğrafların olduğu hatıra kutumda duruyor. Şimdi neden onu elimden bırakamıyorum? İlk sayfası da yırtılmış. Kim bilir hangi kardeşim oynarken kopardı. Sarı Çocuk mu? Makarna Kız mı? Bebek mi? Belki de ben: Ergen Kız yırtmışımdır bu sayfayı. Bilmiyorum. Neşem fazla uzaklaşmış olamaz. Yenisini yapacak gücüm yok gibi. Onu bulmalıyım. Buralarda bir yerlerde. Bu kutunun içinde olmalı.

Yasemin Olur

yaseminolur@yahoo.com
Bayan Yanı – 2020


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.