Kent Sayıklamaları


30

Gecenin paslı atadı hala dilimde.. İlk uyanışların sesi gelirken sokaktan; buruk bir uykunun giriş kısmında, gıcırtıyla açılan ağır bir kapının metal kokusu çerçeveledi ilk görüntüyü.. Küflü anıların hala yaşayan kenti…

Islak binaları büyük bir şevkle sarıyordu, denizden yayılıp dalga dalge kente yayılan sis… O gece yüzyıllık gölgeler vardı kentin arka sokaklarında; bir de bir delinin gözbebekleri vardı nemli duvarları arasında… Varoşların ıslak kapıları arasında yankılanıyordu rüzgarın bıraktığı alaycı kahkahalar; sinirli köpeklerin sıcak hırıltılarına karışarak… İnce belli gölgeler dolaşırdı bazen buğulu camların ardından, beli belirsiz… Sokak lambaların ıslak zemin üstündeki cılız yansımaları şahitti köpeklerin huzursuz kızgın hırlamalarına parlayan gözlerine… Bir de perdenin ardından bir an görünüp, sonra kaybolan bir çift sevdalı göz…

Ve o gece cehennemin bütün kapıları aralandı kente doğru… Kentin kubbesine süzülen ince hayaller, ince kokular ve ince çığlıklar savruldu hoyratça; yeni gelen yakıcı rüzgar altında… Kimse bilemedi yüzyıllık gölgelerin dolaştığı, kimse göremedi karanlıkta parlayan bir delinin göz bebeklerini… 

Kentin hüzün dolu ilahisini duymadı hiç kimse; şuh kadının tahrik edici fısıltıları örttü kulakları… Köpeklerin çatlarcasına koşturmaları ve bir delinin gözbebekleri vardı o gece… Bir de karşısındaki bedene hızla giren bıçağın sesi…

İşte o anda; binaların edildiği, ışıkların zayıfladığı, köpeklerin uluduğu, mekanik gölgelesin dans ettiği, kum fırtınasının yeniden başladığı anda…

Kentin dışladığı küçük bir evde, bir hüzün kapladı yürekleri; ince bir sızı sardı dört duvar arasını. Kilitlendi dudaklar, kısıldı gözler… dumanlı düşünceler, harmanlandı hayaller… duyulmaz oldu nemli duvarın kokusu ve gölgelerin ilahisi… Hiç hareket etmedi kapılar, göstermedi dışarısını camda ki buğu… Yumuşak şekiller çizdi ciğerlerinden usulca bırakıla sigara dumanı…

Buharı dans eden demli bir çay… yanında iki kesme şeker… titreyen ellerde cam sıcaklığı… Ağızlarda mühür… yüreklerde buruk bir tat… ve sessizliği yırtan bir köpek uluması… tekrar sigara dumanı gönderildi ciğerlerin en ince köşelerine…

Damlayan musluğun tekdüze sesi var zamana dair… kapandı gözler… aralandı hayallerin kapısını… binbir renk fırladı, kamaştı göz kapaklarının örttüğü gözler… sıcak ve keyifli bir uyuşukluk sardı bedeni… güneşli bir pazar gününün öğleden sonrası uyuşukluğu gibi… dışarıdan zayıf nağmeleri geliyordu müziğin hafif hıçkırıklara karışarak…

Sonra yağmur dindi, dışarı çıktım, kimse yoktu… ne delinin gözbebekleri, ne nefes nefese kalmış köpekler, ne yüz yıllık gölgeler, hiç kimse yoktu. Yağmur oluklarından damlayan suyun sesi vardı sadece…. köşedeki sokak lambasının, ıslak arnavut kaldırımı üstündeki cılız yansımlarını gördüm… Gittim… altında durdum… yere vuran gölgemi izledim…. hiç benzemiyordu yüzyıllık gölgelerine…

T. Yüksel 

Aksak Kurbağa /1998


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.