Her Sözcüğün En Az Bir Anlamı Vardır


54

Siyah olmasını istediğim beyaz bir duvara bakarak düşünüyorum bazı geceler. Hayatın ne kadar anlamsız olduğunu filan. Ya da sürekli içine sıçtığım için anlam yüklemeye fırsatım olmadı bilmiyorum. Hem hayatın içine anlam nasıl yüklenir onu da bilmiyorum. Bu boktan hayatın içine hangi anlam yüklense mutlu eder beni, onu dahi bilmiyorum inan. Çok anlamsız!

Hayatın ne kadar anlamsız olduğunun yanında, bana bahşedilenleri de düşünüyorum ara ara.  Milyonlarca sperm içinden birinci geldiğim bu boktan hayata doğmak gerçekten kazanmak mı? 

Milyonlarca spermin içinden birinci gelip, milyonlarca insanın arasında ezilip kalmak! Anlamlı ama çok anlamsız bir paradoks bu da sanırım. Sonra diğer insanları düşünüyorum.. Benden daha şanssız olanları! Hayatın verdikleri konusunda benden daha şanssız ama daha mutlular. En azından hayatlarının değerini biliyorlar. Sorun hayatta değil, bende! Üzülüyorum bu halime… Keşke bende onlar gibi mutlu olabilsem tanrım diyorum kendi kendime, ‘Onlar kadar mutlu, onlar kadar şanssız’  Hayır sanmıyorum! Ne kadar riyakar olduğum aklıma geliyor. Tanrının bu riyakarlığa karşı bahşettiği hayatı fazlasıyla hak ettiğimi düşünüp susuyorum… Kapı çalınıyor! 

Gelmesini beklediğim bir arkadaşım yok, zaten arkadaşım da yok! Açıyorum kapıyı; İki tane ufak çocuk.. “İyi bayramlar diyorlar” koskocaman gülümsemeleriyle. Bayram mıydı bugün? Bilmiyorum! Evde şeker yok ki! çocukların eline bir miktar para tutuşturup sevinçle gitmelerini izlerken çocukluğum geliyor aklıma. O da ayrı bir mutsuzluk, ama her anı değil. Mutlu olduğum çok güzel anları içimin bir köşesinde hep saklıyorum. Sinema mesela… Ne kadar severdim çocukken gitmeyi… Bisiklet! Misket! Peki ya gazoz kapağı! Bir çuval gazoz kapağının verdiği o masum mutluluğu en son ne zaman yaşadım bilmiyorum. Bir daha yaşar mıyım onu da bilmiyorum. Hem ne anlamı var ki zaten?!…

Antisosyal


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.