Evet Yaptım, Ama Neden Yaptım?


45

“Sözlerim karşımdakinin beynine çarpan boomeranglar gibidir. Sonunda hep bana geri dönerler.”

Çocukluğumu hatırlıyorum, bir suç işlediğimde yüzümün nasıl kızardığını. Annemin değerli vazolarından birinin kırık parçaları ellerimde panik içindeyim, ne yapacağımı bilemiyorum. Bir süre geçince rahatlıyorum; vazonun kırıldığı hemen fark edilecek değil ya.. Bir kaç gün geçiyor, annem vazonun kırıldığını anlıyor, benden kuşkulanmaya başlıyor. En sonunda vazoyu benim kırdığımdan emin, soruyor: “Vazoya ne oldu?”

Ben suçluyum, farkındayım. Yüzüm kızarıyor. Kısık bir ses tonuyla ”ben yapmadım” diyorum. Vazoyu kırmam mümkün değil, gerekçelerimi sıralıyorum. Annem hana inanmıyor biliyorum ama devam ediyorum yüzüme kendinden emin bir ifade yerleştirmeye çalışarak: “Ben kırmadım?’

Büyüdükçe de vazoları kırmaya devam ediyorum. Çocukluk çağının somut nesneleri, kentin pisliklerle dolu ara sokaklarından aşırılmış soyut imgelere dönüşmüş. Yakalandığım zamanlarda yine suçlanıyorum. Bu kez yüzümde daha olgun bir ifade. Artık beni suçlayanın yediği haltları zihnimin köşelerine çarptırarak düşünüyorum. Eskisi gibi yüzüm kızarmıyor, biliyorum ki bu kent kent benim gibi pisliklerle doludur. Son zamanlarda daha etkili bir yöntem keşfettiğimi sanıyorum. Buna ”itiraf” yöntemi diyorum. Birkaç kez denedim, gayet başarılı bir yöntem. Şöyle yapıyorum: Suçlanmaya bile fırsat vermeden suçumu itiraf ediyorum: “Evet lan yaptım ne olacak”. Karşımdaki şaşırıyor, afallıyor, ne diyeceğini şaşırıyor, beni neyle suçlayacağını unutuyor.

Hemen ‘itiraf’ edeyim bu yöntemi ben keşfetmedim. İlk kez yıllar önce bir filmde görmüştüm. Üçkağıtçı Şener Şen, saftirik İlyas Salman’ı sürekli kazıklıyor. Gizli gizli çevirdiği dolaplar ortaya çıkınca da İlyas’ın tepkisine izin vermeden bombasını patlatıyor: “Evet yaptım, ama sor bakalım neden yaptım.” Yöntem her defasında başarıya ulaşıyor, biri diğerinin sırtına basarak yükseliyor. Özünde “Şark Kurnazlığı” denilen bize özgü bir geleneği barındıran bu yöntem, kapitalist etiğe uyarlanarak günümüzde daha bir sofistike hale gelmiş durumda bence.

Gazetelerde görüyorum, artık insanlar kimse onları suçlamasa bile ne kadar adi olduklarını, düşüncelerini nasıl üç kuruşa sattıklarını, sevgililerinin yanında nasıl on sekizlik kızlara baktıklarını, nasıl sıradan insanlardan kopuk pis entelektüeller olduklarını yazıyorlar. Politikacılar nasıl rüşvet yediklerini, birbirlerine nasıl küfrettiklerini, parayı nasıl götürdüklerini anlatıyorlar. Arkadaşlarım sevgililerini başkalarıyla aldattıklarını sevgililerine nasıl rahat söyleyebildiklerinden bahsediyorlar. Şimdilerde artık en önemli meziyet “şeffaflık’ Her şeyi açık açık söylediğinizde hiçbir sorun kalmıyor. İtiraf edecek bir şeyiniz yoksa yandınız. Tabi hu, bir anlamda bir halt karıştıramadığınızın da göstergesi. Yöntemin bu günlerde sık sık lafı edilen “açıklık” politikalarıyla bir ilgisi olabileceğini düşünüyorum.

Yine gözlemlerime göre bu yöntemi uygulamak sıkıntıyı umulduğu kadar azaltmayabiliyor. Örneğin aynı gün içinde birkaç kez üst üste uygulanırsa, insan gece yatağa girdiği zaman kendini havası indirilmiş balonlar gibi hissedebiliyor. Garip bir boşluk duygusu. Ha birde bu yöntemi uygulayan birkaç arkadaşım zaman zaman konuşacak bir şeyleri kalmadığı hissine kapıldıklarını söylediler bana.

Bu yöntemi giderek daha çok uyguluyorum. İlerde yeni inceliklerini keşfedeceğimi sanıyorum. Ama hala özlüyorum. insanların kimseye anlatamadıkları günahları ve sırlarını sadece geceleri ve yalnız çok sevdikleri dostlarına anlattıkları günleri özlüyorum.

Yağmur Taylan
Şizofrengi


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.