Çingene Şevki


25

Şevki Akşit 1918-1975 benim en çok sevdiğim, en yakın arkadaşımdı. Çok zeki ve espriliydi. Göztepe’de oturuyordu. Bir gün komşularından söz açtı. Adam bahçesine kaktüse benzeyen demirden çiçekler diktirmiş. Her sabah büyüsünler diye onları hortumla paso suluyor, paso suluyor.

Şevki Akşit, 1940’lı yılların başlarında Dil ve Tarih’in felsefe bölümünde öğrenciydi. O yıllarda Irkçı Turancı faşistler, naziler gibi “en yüksek ırk Türk ırkıdır” söylemini dillerinden düşürmezlerdi. Daha önceki yazılarımda Akşit’in çok zeki ve esprili bir arkadaşımız olduğunu söylemiştim. O da faşistleri kızdırmak için “En yüksek ırk Çingene ırkıdır” diye karşı çıkardı. Bu yüzden aramızda da “Çingene Şevki” diye de anılırdı.

O zamanlar gerek liseli ve gerekse üniversiteli öğrenciler bir ay süreyle askeri eğitim görürlerdi. Yani o günkü deyimle ‘kamp’ yaparlardı. Şevki işte bu Çingene yakıştırmasını kampta da durmadan yineliyor. Ve bir gün bu söylenti komutanın da kulağına çalınıyor. Komutan bunun doğru olup olmadığını Akşit’le konuluyor. Şevki “Evet komutanım, en üstün ırk olup Çingene ırkıdır” diye ısrar ederken niçin Çingene’lerin en üstün ırk olduğunu bin bir nedenle kanıtlamaya çalışıyor. Çingenelerin özgürlük tutkusunu, müzik yeteneklerini, zekalarını vb. öve öve bitiremiyor. Komutan sonunda: “Ama Şevki Bey” diyor, “öyle olsa da şu asker ocağında lütfen bunu açıklamayın.” Şevki: “Peki komutanım sizin istediğinizi yerine getireceğim.” diye yanıtlıyor.

O yıllarda o zamanın genç devrimcileri Ankara’da şimdiki adı Opera Meydanı diye adlandırılan 15. Yıl Kahvesi’ni meskan edinmiştik. Orada tartışır, gazete okur, arkadaşlarla sohbet ederdik. Tabii tavla da oynanırdı. Altıkol diye 6 kişi bir tarafta 6 kişi karşı tarafta oynardık. Yalnız zarları en başta karşılıklı oturan iki kişi atar ötekiler de atılan zara oynardı. Bu sırada karşı taraftan hem yenen hem de yenilen oluyordu. Birde Patriyot Hayati diye bir arkadaşımız vardı. Şakacı, hatta müziç bir huyu vardı. Oyunu Şevki Akşit’in yanında izliyor. Arada bir Şevki’ye “Sen çingene misin?” diye durmadan takılıyor. Şevki aslında çok iyi tavla bilirdi. Nasıl olduysa bu sefer yeniliyor. Ve Patriyot’a dönüp: “Ben orospu çocuğuyum!” diye bağırıyor.

Şevki Akşit Çatalca’lıydı. Babası Kurtuluş savaşında şehit olmuş bir subay. Annesi Rabia hanım Çatalca’nın saygın kadınlarından biri. Akşit, daha ortaokuldayken sol fikirlerle tanışıyor, sol edebiyat dergilerini izliyor, özellikle şiire çok düşkün. Resmi bayramlarda 23 Nisan, 29 Ekim Cumhuriyet bayramlarında okullarda müsamereler düzenlenir, öğrenciler şiirler okur, monologlar söyler buna benzer etkinlikler gerçekleştirirler. İşte böyle bir müsamerede Şevki de şiir okuyacak. Salon öğrenciler, veliler, öğretmenlerle dolu. Rabia hanım da en önlerde Şevki’nin sırasının gelmesini bekliyor. O yıllarda Sefer Aytekin toplumcu şiirler yazan bir şair. Şevki sahneye çıkıyor ve şiirini okumaya başlıyor:

  • Ben dul karı çocuğu..

diye başlıyor. Rabia hanımın başından kaynar sular dökülüyor, bayılmamak için güçlükle kendini tutuyor. Akşit’ten dinlemiştim.

Arif Damar

Hayvan 2003


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.