Bilemem, İlgilenmem de!


35

Al işte bitiyor. Şimdi git, yeni biriyle tanışmaya çalış, olmasın, çok çalış ve bi şekilde tanış, Ona daha önce anlattığın komik anıları bir daha anlat, çok sevdiğin filmleri bir daha anlat. Kendini çok düzgün, onun hayatına saygılı biri gibi göster, samimiyet duvarı yıkılana kadar sofra adabına uygun yemek yemeye dikkat et. “Dur fazla arayıp sormayayım da eskisinde olduğu gibi yüz göz olmayayım” diye düşün, sonra çok ara, hep ara, cebi kapalıysa kıllamp evden ara. İlişkinin başında kıllandığın adam isimlerini, ilk kavgada yüzüne çarp, onu bütün arkadaşlarından soğutmaya çalış, kendi arkadaşlarının ne kadar süper insanlar olduğunu anlat. Dayanamasın, ayrılmak istesin, debelen dur, yeniden süper bir ilişkinizin olacağını anlatarak bir sürü söz ver. İnsan olduğun için tutama, yeniden kavga çıksın. Ayrılmaya karar versin. Kim uğraşacak. Yok artık valla ben gelemem bu kadar külfete. Ne güzel rahattık, niye bitiyor ki… Ama yapacak bir şey yok işte bitiyor. Kendimi düşünüyorum tabii ki… Kimi düşünücem, yalnızım artık.


Şimdi böyle diyince de sanki bütün ilişki boyunca onu düşünmüşüm de artık kendimi düşünmeye başlamışım gibi oldu. Ayağım var benim. Yürüyorum onla, kalem yere düşüyor eğilmeden onla alıyorum. İş görüyor yani, hayati bir organ. Şimdi durum böyleyken neden sevgilimin ayağını ya da başka bir organını kendi ayağımdan çok düşüneyim. Neden istiyorlar bunu anlayamıyorum. Neyse bunları tartışacak değilim. İşte bitiyor, ayağımla baş başa uzun zamanlar geçirebilirim artık. Aslında mutlu olmam lazım.


“Nereye oturalım” diye soruyorum. “ Fark etmez” diyor sonra bir kafe gösteriyor. Hesabı görünce “babayarrooo” diye bağırma manın elde olmadığı lüks bir kafe. Son buluşmada böyle harcamalara ne gerek var anlamıyorum, her şeyden önce yediğimizden içtiğimizden bişey anlamıycaz ki… Yine de giriyoruz. O bir kahve söylüyor yanında da browni, küçük çay yokmuş ben de bir kahve istiyorum. Daha önce yüzlerce kez konuşulan şeyleri bir daha konuşmaya başlıyoruz.
Artık ben de inanmıyorum söylediğim yalanlara. Eskiden kendi yalanıma inanıp, gözlerim yaşarıyordu. “Bu topraklar böyle bir sevda görmedi be” diye düşünürdüm. Anlatıyor. Pek dinlemiyorum. Gözüm tişörtüme takılıyor. Ne lan bu? Üstümü örtmesi için pamuk ve polyesterle dokunmuş bir kumaş. Tasarlamış biri onu. Kafamı çıkarayım diye delik yapmış üst tarafına, kollarımı çıkarmam için de iki küçük delik de yana açmış. Şimdi ben kafamı bir eşyanın deliğinden çıkarıp nasıl çok ciddi şeyler anlatayım birisine. Tosbağa mıyım lan ben. Bu ne rezilliktir ya rabbi. O bi delikten kafasını çıkarmış beni yargılıyor, ben öbür delikten kafamı çıkarıp onaylıyorum, “Aslında sen de haklısın” diyorum. Hâlâ inanamıyorum böyle yaptığımıza.


Sokaktan bir motor geçiyor, gürültüden söylediği çok önemli cümlenin sonunu duyamıyorum. Bakakalıyorum giden motorun arkasından. “Taşıt ne yaa?” diye düşünüyorum. Bütün canlılar gibi insan da kendi öz gücüyle bir yerden bir yere ayaklarıyla giderken nasıl oldu da taşıta geçmeye karar verdi anlayamıyorum. Yani o geçiş dönemi nasıl oldu? Kendisi çeşitli ihtiyaçları olan bir canlıyken, tıpkı kendisi gibi yemek, içmek, üremek, barınmak vs… Bilumum ihtiyaçları olan At’ı gördü, sonra “ben buna bineyim de şuraya gideyim” diye nasıl düşündü, bunu nasıl bir mantığa oturttu
anlayamıyorum. Bir canlı başka bir canlıya biniyor ve kimse bunu kimse yadırgamıyor. Allah aşkına söyleyin, neresi normal bunun? At da nefes alıyor ben de ama ben ona şu anda biniyorum. Peki ya atın buna hemen ikna olmasına ne demeli? İki arpaya g.tünü verir bu! Bana bundan sonra kimse “at” demesin, atı övmesin.


İnsanın da bu at hususunda hiç ayılmaması, utanıp “ ulan ne işim var canlının üstünde salayım gitsin canlıyı, ayıptır” dememesi, bu durumu normalleştirmesi de ayrı rezillik. Zaten her şeyi normalleştiriyor g.tüne koyduğumun insanları. Kumaştan kafayı çıkar normal, hayvana bin normal. Bu arada Bülent Ortaçgil de “normal” ile “anormal” arasındaki kafiye uyumunu mal bulmuş gibi bulunca sevinip “ Normal… Normal… Peki, beeeeeeen miyim anormaaaallll?” diye şarkı yaptığında ne sevinmiştir dimi sevgili okurlar? Çıplak ayaklarını birbirine vurup ayaklarıyla alkış tutarak çok aşırı sevinmiş olabilir bu kafiyeleri bulduğuna. Bilemem, ilgilenmem de…


Brownisinden bir çatal alıp bıraktı. Garson tabağı gösterip “Devam ediyor musunuz” dedi, “Evet” dedim. İnsanız yalan söylüyoruz haliyle ? Birçok yalan söylemişimdir ilişki süresince, uzun bir ilişki dönemi yaşadık, her zaman çok sevmemişimdir de, arada bir sıkılıp, başka kızları istemişimdir, hatta aldatmışımdır denk düştüğünde kim bilir? Aynı
şeyler onun için de geçerli olabilir. Ama al- datmamıştır lan, ben aldatılacak adam değilim. Neyse bütün bunlar olurken ve ayrılma kaçınılmazken, neden hâlâ ilişki süresince çok sevdiğimizi, hiç yalan söylemediğimizi niye söylüyoruz ki birbirimize? Belki ilerde tekrar bir dönüşüm olur, bundan sonraki ilişkisi bitince aslında en iyisi Umut’tu diye geri dönsün intibası bırakmak için mi acaba? Ya da masalsı bir tad bırakmak için mi eski sevgilinin üstünde? Nedir bu kahraman olma özlemi? Bilemem, ilgilenmem de…


Ben sadece daha önceki ilişkilerimde olduğu gibi ona hiç yalan söylemediğimi, onu hiç aldatmadığımı söylerim. Bir de hep seveceğimi eklerim. Zaten normali bu. Yoksa ayrılırken bıraktığı için birinin ecdadına küfür etmek insanlar için anlamsız bir hareket.


Sonuç olarak işte bitti dostlarım. Her şey için teşekkür edip tıpkı bir asil gibi kalktı gitti. Browniyi paket yaptırıp ardından ben de çıktım. Aynı istikamette olduğu için evlerimiz ve o yavaş yürüdü ğü için 10 dakka sonra hemen iki adım arkasında yürüdüm. “Dur paketle görmesin” diye düşünerek adımlarımı yavaşlattım… Baktım olacak gibi değil, karşı kaldırıma geçip depar attım. Ben onun kahramanı olamadım.

Umut Sarıkaya
Benim De Söyleyeceklerim Var


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.